17 Mayıs 2015 Pazar

Bütün Müslümanların dikkatine.!

Bütün Müslümanların dikkatine.!
Mesele otarite meselesi.!
Dünyayı yönetmeye kalkışanlar çok iyi biliyorlarki eninde sonunda islam tüm dünyaya hakim olacak.zamanda daraldı.onun için.
Kişilere, istediğini yapabilirsin fakat benim bir kaç isteğim olacak diyor.
Demokrasi,cihad,seçim vb gibi kavramlarda biraz esnek olacaksın.
Onun için bazı Alimleri vakıflar altına organise ediyor.
Örneğin Nureddin yıldız çok iyi ve samimi olmasına rağmen onu nasıl kullandıklarının bir kaç örneğini aşağıdaki linklerde vereceğim.
Cihadın(Kelime anlamı) müsteşrikler tarafından istenen tarifi
MÜSTEŞRİKLERİN İSTEMİŞ OLDUĞU İFADE BİCİMİ (DEMOKRASİ)
Oy kullanmak şirk midir,? !!!
Tüm Müslümanları Yeniden Râşidî Hilâfet'i Kurmaya Dâvet Eder

Onun için bütün müslüman kardeşlerimden ricam otariteyi RAŞİDİ HİLAFET DEVLETİNİ İKAME ETME ÇALIŞMALARINA BİR AN EVVEL GİRİŞMELERİDİR.
ALLAH’A EMANET OLUNUZ.


Demokrat Sistemlerde Yapılan ‘Seçim Anlayışı’na Bir Bakış

19 MART 2014 
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘أَتَسْتَبْدِلُونَالَّذِيهُوَأَدْنَىبِالَّذِيهُوَخَيْرٌ’ ‘Yoksa siz daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz?’ Bakara/61

Herkesin takip ettiği gibi ülke bir hayli ‘Seçim’ havasına girmiş durumda. Sözde siyasi partiler, liderler, siyasi oturum ve programlar da bu ‘Seçim’ havadan nasibini almış, adeta bu ‘Seçim’ atmosferi Türkiye’nin her tarafını sarmış ve etkisinin altına almıştır. Toplum ise her zamanki gibi bu kutuplaşma yüzünden bölünmüş vaziyettedir. Aslına bakılırsa ele aldığımız konuya ‘Seçim’ demek biraz zor gibi geliyor. Okuyucunun affına sığınarak şunu demek istiyorum; bu tür ortamlara daha çok ‘siyasi sataşma ve sokak dalaşma’ demek yakışır. Türkiye’deki ‘Seçim Psikolojisi’; ‘A’ parti ’B’ partiyi veya ‘A’ lideri ’B’ liderini karalamak suretiyle bunun üzerinden siyasi yatırım yaparak taraf toplamaktan ibarettir. İşte demokrat sistem; toplum içerisinde yüksek gerilim ve kutuplaşmayı sağlayan bu ‘Seçim Psikolojisi’ni fıtratında ve iç organlarında bir hastalık olarak barındırdığı için demokrasiye çağıran –sözde- siyasi parti ve liderler de ne yazık ki bu hastalığın bağımlısı olmaktadırlar.
Ancak temel bir hususu hatırlatmak isterim ki ‘Demokrat Sistem ve onun Seçim Anlayışı’; Vahiy merkezli ve hayat nizamı olan İslam’ı toplum ve devlet ortamından uzaklaştırıp koyu bireyselliğe zorlamaya çalışan laiklik -dinsizlik- ilkesine dayanmaktadır. Bu önemli hususun hiçbir zaman unutulmamalı. İşaret ettiğim bu tanım sadece Türkiye gibi ‘Çakma Demokrasi’nin uygulandığı ülkeler için değil, aksine Fransa, İngiltere ve ABD gibi ‘Orijinal Demokrasi’nin uygulandığı ülkeler için geçerlidir.
Vahiy merkezli düşünüp hareket eden ve bu ‘Seçim’ seviyesizliği atmosferinde yaşayan bir Müslüman haklı olarak şu soruyu sorma ihtiyacını hissetmektedir; acaba hayat nizamı olan ve bütün davranışlarda hüküm beyan eden İslam bunun neresindedir? Daha doğrusu İslam bu ‘Seçim Kavgası’nın içerisinde yer alabilir mi?
Ben bu soruya ‘soru-cevap’tan çok demokrasinin seçim anlayışını yargılayıp tarihçesini gözler önünde sergileyerek analiz etmeye gayret edeceğim. Siz de değerli okuyucular sahip olduğunuz ‘Furkan’ ferasetiyle yazının içerisinden cevabı net bir şekilde çıkarabilirsiniz.
Unutulmamalıdır ki Mümin olan bir kimse bu gibi konularda fikir beyan etmeden önce bir özelliğin kendisinde bulunması gerekir ki, o da Allah’ın ve Resulü’nün hoşnut oldukları ilahi sistem olan İslam’ı sevmek ve Müslümanlara sevdirmek ve Allah’ın ve Resulü’nün hoşnut olmadıkları ve kerih gördükleri bütün beşeri sistemlerden nefret etmek ve onları Müslümanlara nefret ettirmektir.
Ben bu yazıda oy kullanmanın hükmü nedir meselesini ele almayıp daha çok demokrat sistemi kamufle eden, dört yılda bir derin nefes aldıran, kan tazeleten, el değiştirten ve en önemlisi ayakta kalmasını sağlayan ‘Seçim’ sahtekârlığı meselesi üzerinde durmaya ve konuya birkaç madde halinde sıralamaya çalışacağım inşallah.
1) Genel anlamda seçim nedir?
Bilindiği gibi kapitalizm; kendi hayat tarzını diğer halklara pazarlayabilmesi için yüzündeki çirkinliği gidermek üzere bir takım estetik ameliyat yapıp sistemine sürekli yeni şekiller kazandırabilecek bir yapıya sahiptir. Bu nedenledir ki hiçbir batılı devlet adamı kamuoyuna açık olarak demokrasiden bahsettiğinde çirkin yüzünü anlatmaz. Afganistan ve Irak’ı işgal etmeden önce ve ettikten sonra sürekli ‘Seçim’ kavramını kullanarak Müslümanların gözünü boyadılar. Zira davulun sesi uzaktan kulağa hoş geldiği gibi yakından ise kulağı patlatır esprisiyle demokrat sistem ‘Halkın iradesi’ nakaratıyla insanları aldatmaya çalışır.
İzninizle ben demokrat sistemlerde yapılan ‘Seçim’ aldatmacasını şöyle tanımlamak istiyorum; ‘Demokrasi bütün insanları bazı zamanlarda aldatabilir, yine demokrasi bazı insanları her zaman aldatabilir, fakat bütün insanları ve her zaman asla aldatamaz.’
‘Seçim’ meselesine bakılırsa, kimin ve hangi adayın seçildiği değil, ne için ve hangi amaçla seçildiği önemli. Yalın olarak ve tek başına alındığında ‘Seçim’; tekniksel bir kavram ve araç olduğu için İslam onu hayatiyet taşıyan şeri hükümler için kullanmıştır: Resülullah şöyle buyurmuştur: (إذا خرج ثلاثة في سفر فليؤمروا أحدهم) ‘Üç kişi yolculuğa çıktığı zaman aralarında emir olarak birini seçsinler.’ رواه أبو داود، من حديث أبي سعيد وأبي هريرة. Zira birini seçmek bir iş hakkında ona vekâleten tasarruf hakkını vermektir. Dolayısıyla vekâletin ve tasarruf hakkının verildiği iş haram ise vekâletin kendisi de haramdır.
2) Demokrasinin insanların duygularını okşayan ve vazgeçilmez özgürlük Teorisi: Demokrasinin temel unsuru ve hayat tarzı olan özgürlük; insanların duygularını okşamak suretiyle gerekli ortamı hazırlayıp haram ve toplumun ahlaki çöküşüne sebebiyet veren fuhuş işlemeye insanları teşvik etmektir. İşte bu yüzden eşcinsellik, evlilik dışı ilişki, evde köpek ve yılan gibi hayvanlarla beraber yaşamak, uyuşturuculuk, cinsiyet değiştirmek, kızların küçük yaşta iken gayri meşru bir şekilde hamile kalması gibi hususlar yasallaştırılmıştır. Bu gün özgürlüğün titizlikle uygulandığı batılı ülkelere baktığımızda sağlıklı aile kurumu bitmiş, iffetli ve ahlaklı toplum kalmamıştır. İşte özgürlüğün kabarık faturası ve korkunç bilançosu:
1) Dünya genelinde 100.000.000 kişi evsiz ve Metro ve kanalizasyonlarda yaşıyor!
2) Dünya genelinde 3.000.000.000 kişi 2 dolarlık yevmiye ile geçimini sağlıyor.
3) Dünya genelinde günde 40.000 kişi ölüyor.
Eğer sosyalizm insanları döverek öldürüyorsa, kapitalizm ise özgürlük adı altında insanları severek, okşayarak öldürüyor.
3) Demokrasinin hizmet anlayışı: Bazı çevreler özellikle alınlarında İslami sloganlar yapıştıran çevrelerin içinde bulunduğu gayri İslami durumu meşrulaştırmak ve halka da ikna etmek için yol, hastane, okul, çeşme, alt ve üst geçit, köprü ve hızlı tren gibi yıllardır kısılan ve mahrum bırakılan ‘Hizmet’ kavramını kullanarak halkın dikkatini bunlara çekmektedir. Demokrat sistemlerdeki hizmet anlayışına göre bir yol asfaltlanırsa, karşılığında binlerce aile yuvası yıkılıyor, bir kentin çöpleri toplanıyor ve sokakları temizleniyor, karşılığında o kentin namusları kirletiliyor, TOKİ gibi her tarafta toplu konut yerleşim olarak katlı gökdelenler dikiliyorsa, karşılığında toplumun ahlaki yapısı çöküyor… İşte bu tür hizmetler aslında halka değil demokrasiye ve onun bekası ve belli bir pirim ve itibar kazanmak için yapılmış oluyor. Bu da demokrasinin hizmet ile ilgili anlayışının ta kendisidir. Ne acıdır ki bazı kesimler seçim kampanyası olarak ‘inanç, kimlik, hizmet’ diye bir takım kulağa hoş gelen sloganlar asmışlardır. Merak ettiğim tek şey; acaba bu kadar kirli bir sistemde sağlam ‘inanç, kimlik, hizmet’ nasıl olacak?! Oysa İslam’ın hizmet anlayışı taban tabana terstir. Zira Allah’ın indirdiğiyle hükmeden bir yönetici sorumluluğun gereği olarak ve Allah’tan korktuğu için kendi halkına hizmetin en kalitelisini sunmayı asli görevi olarak kabul eder. Nitekim bir gün halife Ebu Bekir (r.a) yaşlı bir kadının ineğini sağınca onun hayırlı duasını alır. Halifenin vefat haberi yaşlı kadına gelir, fakat onu tanımaz. Etraftakiler senin ineğini sağan adam öldü deyince, ‘Ya, Allah rahmet etsin’ der. Yine halife Ömer’in şu meşhur sözü herkesçe bilinmektedir: (لو عثرت بغلة في العراق لسألني الله عنها لما لم تصلح لها الطريق يا عمر) Dolayısıyla İslam’ın hizmet anlayışı, şeri hüküm olarak karşılığında hiç bir şey beklemeksizin Allah’ı razı etmektir.
4) ‘وَشَهِدَشَاهِدٌمِنْأَهْلِهَا’ ‘Olayın içinde bulunan biri şöyle şahitlik etti’:
Ben burada demokrasi ile ilgili fikir babalarının neler söylediklerine dikkat çekerek üç kısa örnek vermek istiyorum:
A- ABD’li ekonomist, 2003’ten beri Columbia Üniversitesi profesörü ve IMF’nin en önemli ekonomistlerinden biri Joseph Stiglitz şöyle diyor: (Ben artık öyle bir kanata vardım ki, büyük sanayi ülkeleri; üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan insanların hayatlarını öyle bir duruma getiriyor ki, Dünya Bankası, Uluslar arası Ticaret Örgütü ve IMF gibi Uluslar arası Örgütler aracılığıyla daha zor ve çekilemez bir hale getirmektedir). Ayrıca bu adam; Dünya Bankası ve IMF’nin kendisine bir takım eleştirilerin baskısı altında kaldığı için istifa etmek zorunda kalmıştır.
B- İskoçyalı bir filozof ve ünlü bir ekonomist olan Adem Smith (1723-1790) şöyle diyor: (Mülkiyetleri korumak amacıyla kurulan seküler devleti aslında o zenginleri fakirlerden korumak için kurulmuştur.)
C- Ford arabası kurucusu da şöyle diyor: (İnsanların bizim bankacılık ve finansal sistemimizin nasıl işlediğin bilmemeleri iyi bir şeydir. Çünkü bu sistem nasıl işlediğini anlarlarsa, yarın sabahı beklemeden ayaklanırlar.)
Son olarak Allah-u Teâlâ’yı razı etmek isteyen bütün Müslüman kardeşlerime sesleniyorum. Yazının başında okuduğum ayeti kerimede geçtiği gibi ‘أَتَسْتَبْدِلُونَالَّذِيهُوَأَدْنَىبِالَّذِيهُوَخَيْرٌ’ ‘Yoksa siz daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz?’ Bakara/61 Daha iyi olan İslam’ı daha kötü olan demokrasi ile sakın değiştirmeyiniz ve Allah’ın nizamından yüz çevirmeyiniz ki Allah da sizden yüz çevirmesin.

Fuad Hamidoğlu
Gönderen huseyin

16 Mayıs 2015 Cumartesi

İslam’da Hükümlere Mantık Eklemek Ne Kadar Doğru?

İslam’da Hükümlere Mantık Eklemek Ne Kadar Doğru?

SİZDEN GELEN
TİPOGRAFYA
  • MEDİUM
  • HELVETİCA
Hükümlere mantık eklemek ümmette düşünme metodu haline gelmiş, ancak hükümlerde mantığı kullanmak İslam’a aykırı ve insanların İslam’ı anlamasını engelliyor diyebiliriz. Hükümlerde mantığın hiç bir yeri olmadığına birçok örnek verebiliriz. Ama bu konuya geçmeden önce bir şeyi bilmemiz gerekiyor:

Her madde sınırlı olduğu gibi insan aklının da sınırı vardır. Bu sınırdan ötürü çıkması mümkün değildir. Dinimizde bir şey haram ise, fayda veya zararını bilmesek de onun haram olduğunu kabul edip hükme mantık eklemememiz gerekiyor. Biz hükmün bir zararı olduğu için haram, ya da bir faydası olduğu için helal diyemeyiz.
Gusül ve abdest mutlaka maddi kirlerin temizlenmesi içindir denilemez. Bu böyle olsaydı mantıklı düşündüğümüz zaman su olmayınca teyemmüm emredilmezdi. Çünkü teyemmüm dediğimiz zaman toprak temizlemekten ziyade elimizi maddi anlamda kirletir. Oysa Müslümanların gusül ve abdest alması emre uymak içindir. Namaz jimnastik ve vücuda iyi geliyor diye kılınmaz. İyi jimnastik olur diye 3 rekâtlık namazı 4 rekat kılamayız, namaz vücuda iyi geldiği için değil emre uymak için kılınır. Domuz eti, önemli organlarda ağır hastalıklara sebebiyet veriyorsa da domuzun bu sebepten dolayı haram denilemez, hiç zararı tespit edilmese de domuz eti yemek haramdır, Müslümanların domuz eti yememesi emre uymak içindir. Allah koyduğu hükümlere sebep eklemediyse biz kendi mantığımızla sebep eklememiz doğru değildir, Allah’ın koyduğu hükme karşı gelinmez. Allah bizlere serbest olduğumuz bir çerçeve vermiştir onun dışına çıkmamamız ve düşünmememiz gerekir.
İslam, insanların Allah’ın varlığına iman edene kadar düşünmeye ve araştırmalarına teşvik eder. Aynısı durum Kur’an için de geçerlidir. Bu durumda İslami algılayana kadar düşünmek, araştırmak ve akla gelen her soruyu sormak mümkündür. Fakat şehadeti getirdikten sonra Allah’ın hükümlerine mantık eklemek ya da Allah’ın koyduğu hükümlerde mantık aramak İslam’dan değildir. Şehadet etmiş olan insan Allaha teslim olması gerekir. Bizler şehadet ettiysek Allah’a teslim olup Allah’ın bize vermiş olduğu çerçeve dışına çıkmamamız gerekir. Ki; Allah’ın varlığına inanan ve Kur'an-ı Kerimi hayat rehberi olarak kabul eden insan huzur bulacaktır ve Allah’ın hükümlerinde mantık araştırması yapmayacaktır.
Bu yanlış düşünme metodunu ümmet İslam devleti kurma metodunda da uyguluyor. İslam devleti kurma metodunda da yanlış ve hatalı düşüncelere rastlamaktayız.
Hz. Peygamberimiz (sav) İslam devletini kurmak için İslam’ı çevresindeki insanlara anlatmış, belirli bir sayı Müslüman oluştuktan sonra, bir grup halinde İslam davasını taşımaya devam etmiş ve bu yolda Müslümanlarla sadece bir metod üzeri durmuş ve bir metod üzeri İslam devleti kurmayı başarmış. Bu on yıllık bir süreçte ne kadar zorluklar çekseler de Müslümanlar metodlarını bir başka metodla değiştirmemişler. Peki, bizler neden bugün değişik yöntemlerle, metodlarla ve mantığımıza göre hareket etmeyi ve böylece pozitif bir sonuca varmayı bekliyoruz. İncelediğimizde değişik yöntemlerle, metodlarla ve mantığına göre sözde İslam için çalışan adamların pozitif bir sonuca varmadığı gibi sadece menfaatleri için çalıştığını gördük. Hala bazı Müslümanlar bir devlet başkanının Müslümanlara iyilik yaptığını ve Müslümanlar için, İslam için çalıştığını inanmaktalar. Bu sorunun kaynağı Müslümanların, iyi veya kötüyü kendi düşüncelerine ve mantıklarına göre değerlendikleri için. Fakat Müslümanlar Peygamberimiz (sav) hayatına bakmış olsalar ve bunu bir kişinin Müslümanlara iyilik yaptığını zikir etmeden önce “acaba bu şahıs İslam’ın sunduğu çerçeve içerisinde hareket ediyor mu?“ diye sorgulasalar görecekler ki sözde İslam için ümmet için mücadelede bulunan başkanların aslında İslam’a ve ümmete karşı çalışmakta.
O sözde İslam için çalışan hocalar, efendiler ve başkanlar Peygamberimiz (sav) gösterdiği yolda gitmemekteler. Allah zalimleri doğru yola iletmeyecektir…
Allahu Teala şöyle buyurdu:
"Allah kâfirleri ve zalimleri ne bağışlayacak, ne de doğru yola iletecektir. Onların iletilecekleri tek yol cehennem yoludur. Orada ebedi olarak kalacaklardır..." (Nisa Suresi, 168-169)
Allah yolunda çaba sarf ederler ise Allah doğru yolu gösterecektir. Allahu Teala şöyle buyurdu:
"Bizim uğrumuzda çaba sarf edenleri biz, elbette yollarımıza iletiriz." (Ankebut Suresi, 65)
Bu konuda bizler kimin peşinde olmamızı ve kimi desteklememiz gerektiğini bilebilmemiz için ilk önce kendimize şu soruları sormamız gerek olduğunu düşünüyorum:
1)       İyi dediğimiz şahıslar, gruplar, partiler İslam’ın bize verdiği çerçeve içeresinde hareket ediyor mu?
2)       Şahısların, grupların, partilerin yaptıkları iş ve attıkları adımlar, faaliyetleri kimin    için avantajlı ve kim bundan faydalanıyor?
3)       Şahısların, grupların, partilerin yaptıkları faaliyetlerinde uyguladıkları           yöntemleri ve metodları değişti mı?
                                                 
Kardeşiniz
Abdullah Can

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Cumanız mubarek olsun

ALLAH'I HATIRLATAN MÜSLÜMAN OLMAK Büyük-kücük, kadin-erkek, genç-ihtiyar herkese tavsiyem sudur: Baktiginiz zaman size ALLAH'i hatirlatanlara arkadas olun; onlarla dostluk kurun... Birgun Peygamber Efendimiz'e sordular. Dediler ki: -Ya Rasû......lALLAH kiminle oturalim? Buyurdu: -Görüsülmesi size ALLAH'i hatirlatan, konusmasi amelinizi artiran ve ilmiyle size ahiret istiyakini artiran kimselerle o...turun...... Bunun asla ihmal etmeyin...Birakiniz ihmal savsaklamaniz(hafife almaniz)bile size helâke götürür. Hayirli bir es, hayirli evlâtlar, hayirli komsular istersiniz degilmi? Nasil olacak bu? Sen hayirli olursan hayirlisini bulursun... Peygamberimiz Efendimiz bu noktayi da hedef gosteriyor. Buyuruyor ki: "- Sizin en hayirliniz, gördükleri zaman aziz ve celil olan ALLAH'in hatirlandigi kimselerdir..." Peki, siz ALLAH'i hatirlatan Müsluman mısınız? Goruldugunde ALLAH'in hatirlandigi insan olmak.... Yuzune bakdiginda iç huzuru duyulan insan olmak... Oturuşumuzla-kalkışımızla, yememizle-içmemizle, giyinip kusanmamizla,konusmamizla, huyumuzla, ortaya koydugumuzla, ticaretimizle, siyasetimizle ALLAH'i hatirlatan, Müslüman'a yakisir tavirla inancımızı temsil edelim. Bizi gören ALLAH'i hatirlasin. Hedefimiz, Islam'i en guzel sekilde temsil etmek olsun...O'nu hal dilimizle anlatacak kivama eriselim. Bize bakanlar Islami görsünler.Kaliteli Musluman olalim. Cevremizde emniyet ve güven telkin edelim.ALLAH'i cok anarsak, takva ehli olabilirsek bize bakanlarin ALLAH'i hatirlamalarina vesile oluruz. Su mealdeki ayeti hic unutmayalim: "ALLAH'a cagiran, iyi isler isliyen ve 'ben Müslümanim' diyenden daha guzel sözlü kim olur?" Bulundugumuz her mekanda inancimizi temsil ettigimizin farkinda olalim.Herkese ALLAH'a giden yolu gösterelim. Bos seylerle oyalanmiyalim.Dünya ve ahiret adina hayirli tesebbuslerde bulunup bu dogrultuda neticeye ulasalim. Unutmayalim ki, bu hâl üzere olanlar ALLAH'in hatirlanmasina vesile olanlardir. Sorumu tekrar ediyorum: - SIZ ALLAHi hatirlatan Müslüman misiniz? Öyle misiniz? Görüldügünde ALLAH'in hatirlandigi insan...Bu özellik ve güzellikte olan insanlara insanlik olarak o kadar ihtiyacimiz var ki....Böyle mu'minlere her devirde ihdiyac duyulmusdur. Sahabe'i kiram, birgun Peygamberimize sormus: -Ya ResûlALLAH, biz Sizin yaninizda iken, bambaska kisi oluyoruz. Icimizi bir muhabbet dolduruyor. Efendimiz buyurdu ki: "Eger sizler her zaman benim yanimda oldugunuz gibi bulunabilseydiniz, yatarken, gezerken melekler gelip sizinle musafaha ederlerdi." Demek oluyorki, birlikte bir feyz alis-veris oluyordu. Salih kisilerle birlikteliklerden iyi hâl sahibi olunur. ALLAH'i hatirlatan Müslumanlarla olmak ve de ALLAH'i hatirlatan Müsluman olmak duasıyla
Cumanız mübarek olsun

11 Mayıs 2014 Pazar

İSLÂM ÜMMETİNİN TEK KURTULUŞ YOLU HİLÂFET'TİR

Yazdır
Düzenle
Yayınlanma: Pazar, 06 Kasım 2011


İSLÂM COĞRAFYASINDA AKAN KANLAR, MÜSLÜMANLARIN ÜZERİNE ÇÖREKLENEN BU ZULÜMATLAR, İSLÂM ÜMMETİ'NE TEK KURTULUŞ YOLU OLAN HİLÂFET'İ  HATIRLATMAKTADIR.

Tarih boyunca batı dünyasının, İslâm'a kin besleyenlerin, servetler harcayarak tahrif etmeye, hatta yok etmeye çalıştğı en önemli konulardan birisi de İslâm'ın yönetim şekli olan Hilâfet olmuştur. Batı dünyası/İslâm düşmanları, müslümanların gönüllerine taht kurmuş O yüce makâmı, müslümanların gönüllerinden ve hayatlarından söküp atmak için gecelerini gündüzlerine katarak, hiç bir fedâkarlıktan kaçınmadan çalışmışlardır. Netice itibari ile yüce makam Hilâfet, sebatayistlerin kirli elleriyle ilğa edilmiştir. Hainlerin büyük gayretleriyle o kara günde İslâm'ın yönetim şekli olan Hilâfet müslümanların hem gönüllerinden hemde hayatlarından kovulmuş, İslâm Ümmeti'nin asası parçalanmıştır. Rahmet kandili söndürülmüş, ve İslâm Ümmeti, zulumatlara terk edilmiştir. O kara günde İslâm Ümmeti sadece İslâm'ın yönetim şekli olan Hilâfet'i yitirmedi, arkasında savaştığı ve korunduğu kalkanını, izzetle kuşanılmış İslâm'ın kılıcını, insanlığa davet ve cihad yoluyla İslâm Risalet'ini taşıyacak olan Şer'î makamını yitirdi.
O kara günden buyana İslâm Ümmeti'nin üzerine karabulutların hakim olduğu, bir karabelanın musallat olduğu üzücü bir hakikattır. Bu vahşetin ve zulümatların, İslâm Ümmeti'ne ve insanlığa Milâdi olarak 3 Mart 1924, (Hicrî olarak ise 28 Receb 1342)'den bu yana kesintisiz olarak isabet ettiği, yine İslâm Ümmeti'nin  alçak kafirlerin boyundurluğunda yaşamını sürdürdüğü, rahmet ve hayır kaynağı olan İslâm Risâleti'nden uzak bir yaşamda olduğu da bir hakikattır.
Üzülerek ifade ediyoruz ki, konum itibariyle İslâm Ümmeti perişan bir haldedir; izzetini, haysiyetini kaybetmiş durumdadır. Herşeyden önemlisi Allah'ın rızasından uzak bir hayat anlayışıyla, iyiliği emretmeyi kötülükten nehyetmeyi unutmuş/terketmiş, Allahu Teâlâ'nın kendisinden övgü ile bahsettiği hayırlı bir ümmet olmaktan uzak, Allah'ın yüce davetini aleme taşıyacak olan davet ehli  olmaktan uzak hayatını sürdürmektedir.
Maalesef  İslâm Ümmeti bugün Rasul Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in temellerini attığı, ashabına ve ümmetine şiddetle bağlanmayı emrettiği hayat sisteminden uzaklaş(tırıl)mıştır. Bunun aksine Allahu Teâlâ kesinlikle haram kıldığı halde beşerî sistemler İslâm Ümmeti'ne hâkim olmuş, çağdaş tağutlar hükmeder hale gelmiştir. Bu hakikatları vakıayı objektif bir şekilde değerlerinden herkes görecektir...
Bu karabelanın, zulümatların, fuhşiyatların, adaletsizliğin, insan katliyamının tek adresi ve sorumlusu kapitalizm nizâmı/sistemidir, çağdaş küfrün ta kendisidir. Bu küfür sistem değilmidir ki:
       -İnsanlığı Nurdan zulümatlara çıkaran,
       -Bu sistem değilmidir ki: Adalet yerine zalim despotluğu hakim kılan,
       -Bu sistem değilmidir ki; Mâsum insanların kanlarını emerek dünyaya kokuşmuş demokrasiyi pazarlayan,
       -Bu sistem değilmidir ki: Hakkın emin bekçisi olan samimi müslümanları terorist ilan ederek, katletmeyi zevk haline getiren ve katletmeyi kendine borç bilen,
       -Bu sistem değilmidir ki: Allahu Teâlâ'nın buyurduğu gibi tertemiz arzı, göğü, suyu ve havayı  pis elleriyle kirleten, fesat saçan,
       -Bu sistemdir ki: Allah'ın Dini'ni hayata hakim kılmaya çalışan samimi müminlere açıkca harp ilan eden,
       -Bu sistemdir ki; İslam'a ait sahih fikirlerin yerine bozuk fikirleri İslamî fikirlermiş gibi aleme pazarlayan ve bunun için servetler harcayan,
Kısacası: Bu sistemdir, vakıada kısırlığı, acizliği, fesat saçan hayat anlayışı ispatlanmış, hayrı getirmekten yoksun, şerri defetmekten aciz olan..İşte en son Filistin'de, Irak'ta, Lübnan'da ve İslâm coğrafyasında müslümanların belini büken, ‘müslümanlara Allah'ın yardımı ne zamandır' dedirtecek kadar artan, vuku bulan cürümler, işlenen fuhşiyatlar...!!! Bunların hepsi kapitalizm'in/ çağdaş küfrün eserleridir.
Asıl itibariyle bu tür musibetler/zulumatlar, İslâm Ümmeti'ne aşağı yukarı bir asırdır musallat olmaktadır. Evet, İslam Ümmeti bugün miladi olarak 83 yıl(Hicrî olarak 86 yıldan)'dan beri bitkisel hayata girmiş, o günden bu yana fikirlerine sahip çıkamaz, onları koruyamaz ve onları hakkıyla aleme taşıyamaz olmuştur. Kısacası İslam Ümmeti saldırılar ve tecavüzler altında inim inim inlemeye devam etmektedir. İslâm Ümmeti'nin arkasında savaştığı ve korunduğu kalkanı olmadığı müddetçe musallat olmaya da  devam edecektir. Allahu Teâlâ bizleri biran evvel bu zulumatlardan Nura çıkabilmeyi nasib etsin.(amin)
Gelişen olayları insaflı bir bakış sergileyen mutlaka şunlerı görecektir:
       -Kanları akıtılanlar müslümanlar,
       -Şahsi değerleriyle oynanıp, hayvani muamele görenler müslümanlar,
       -Mukaddesatları hiçe sayılıp, herdaim hakaret ve saldırılar görenler müslümanlar,
       -Ağlayanlar, sızlayanlar, acısından kıvrananlar yine müslümanlar,
       -Tecavüze uğrayıp, utanç dünyasında kahru-perişan olanlar bizim bacılarımız yani yine müslümanlar ve yine müslümanlar...!!!
Başka bir ifadeyle, bütün bu işlenen cürümlerin sadece müslümanlara yönelik olması, hakkın emin bekçisi olan samimi müslümanların katlediliyor, işkencelere maruz kalıyor olması küfrün İslam'a olan düşmanlığının en bariz göstergesidir. Yani onlar İslam'ı yok etmek ve onu tahrif edebilmek için vargüçleriyle çalışmaktadırlar. Bu bir hakikattır, inkar edilemeyecek kadar açktır.
Kafirlerin, müslümanları ezebilmek, sahip oldukları her şeyi tahrif edebilmek için vargüçleriyle çalıştıklarını ve çalışacaklarını beyân eden  âyetlerde Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
                                                           إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ اللّهِ فَسَيُنفِقُونَهَا
"Gerçek şu ki, küfre sapanlar/kâfirler, (insanları) Allah'ın yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar".[1]
Yine başka bir âyet'inde Allahu Teâlâ:
                                                                يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
"Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kâfirler hoş görmese bile".[2]
Meselelere sahih bir nazarla bakıldığında kafirlerin İslâm'a ve müslümanlara yönelik hareketlerin arkasında  işbirlikçi yöneticilerin olduğu,  işlenen cürümlere- yapılan bu zülümlere- onlarında ortak oldukları, hatta bu nurun sönmesi, İslam'ın hayata tekrar hakim olmaması için kafirlerden daha fazla gayret göstersikleri görülecektir.
O zaman Allah aşkına soruyoruz, yeryüzünün Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın ifadesiyle/tarifiyle en korkak mahlukları,  çağdaş tağutlar, müslümanlara ve müslümanların değerlerine saldırma cesaretini nereden almaktadırlar?
Daha net  bir ifadeyle, İslâm'ı tahrif edebilme ve  İslam'a savaş açma cesaretini nereden almaktadırlar?
Hakkın tespiti için bakan kimse, küfürün, bu cesareti İslam Ümmeti'nin başıboş oluşundan almakta olduğunu görecektir.
Küfrün kahraman kesilmesi; İslam Ümmeti'nin arkasında savaştığı ve korunduğu o kalkanın olmayışındandır. İslâm Ümmeti'nin dayanağı olan asanın kırılmış olmasındandır.
İşte hevasından ve hevesinden konuşmayan Rasullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in temellerini attığı, vaad ettiği, olmasını taleb ettiği, kendisine sıkı sıkı sarılmamızı emrettiği Hilâfet'in yokluğudur kafirin cesaretine cesater katan.
Aslında Rasullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın şu sözü bize bütün gerçekleri, olması gerekenin ne olduğunu açıkça haykırmaktadır;
Ebu Hüreyre'den rivayetle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:"Muhakkak ki imam (Halîfe) kalkandır. Onunla savaşılır ve korunulur." [3]
Hepimiz biliyoruzki günümüzde başımıza gelen  tüm bu musibetler, felaketler, işgaller, katliyamlar, ülkelerimizin uğradığı şiddetli sıkıntılar ve zorluklar, hayatımızı en dakik ve sahih çözümler ile düzenleyen, insanı, kainatı yaratan Allah(c.c)'nun bizim için seçtiği Islâm Dini'nin siyasi-ideolojik bir nizam olarak toplum-hayat ve devlet bazında uygulanamayaşından kaynaklanmaktadır. Zira bunu uygulamanın, Rahmet Nızamını hayata geçirebilmenin, Allah'ın sözünü hayata hakim kılmanın yolu, Islâmî bir devletin varlığını gerektirmektedir. İşte bütün  bu cürümlere son vererek İslâm Ümmet'ine izzetini tekrar iyade edecek devletin, yönetim şeklinin adı Hilâfettir.
İslâm Ümmeti'nin şu anda suya, ekmeğe, havaya ihtiyacı olduğu gibi, muhtaç olduğu tek şey Hilâfet'tir.
Çünkü Hilafettir: İnsanlığı Zulümatlardan Nura çıkaracak Risaleti insanlığa taşıyacak olan.
Çünkü Hilafettir: Hayat ve Rahmet kaynağını insanlığa tatbik edecek olan.
Çünkü Hilafettir: Kafirlerin haince çizmiş olduğu sınırları kaldırarak, İslâm Ümmeti'ni "La ilahe illallah Muhammdurrasulullah" sancağı altında toplayacak olan.
Çünkü Hilafettir: Müslümanlara atılan herbir bombanın, sıkılan her bir kurşunun, yapılan her bır zulumun hesabını kafirlerden bir bir soracak olan.
Çünkü Hilafettir: Ancak bu zulumlere son vererek kâfirlere dünyayı dar edecek olan.
Çünkü Hilafettir: Fitneden eser kalmayıp Din yalnızca Allah'ın oluncaya, Allah'ın mülkünde sadece Allah'ın sözü geçinceye kadar Allah adına kılıç sallayacak olan.
Şimdi gelişen olaylara basiretle bakıp, hakkı görmenin ve hakka sarılmanın vakti gelmedi mi?
Allah'ın Nur'unu, İslâmî hayatı hâkim kılacak, Allah'ın indirdiği ile yöneterek, âleme İslâm Risâlet'ini davet ve cihad yoluyla taşıyacak olan II. Râşidi Hilâfet için çalışmanın vakti gelmedi mi?
Küfrün akidesinden çıkmış olan Demokasi, Cumhuriyet, Laiklik gibi ğayri İslâmî olan fikirleri ve yönetim nizamlarını redederek Allahu Teâlâ'nın kendisinden razı olduğu ve onun haricindeki dinlerin indinde kabul görmediği İslâm Dini'ni hayata hakim kılacak olan II. Raşidi Hilafetin ikamesi için vargücümüzle çalışma yapmanın zamanı gelmedimi?
Artık vakit, izzetimizi, onurumuzu, haysiyetimizi ve bütün değerlerimizi bize geri iyade edecek, İslâm Ümmeti'nin kurtuluş ümidi  olan II. Raşidi Hilafeti kurmanın vakti değilmidir?  
Evet değerli kardeşlerim,
Bizler şimdiden Hilâfet güneşiyle karanlık günlerin aydınlık dolu günlere dönüştüğünü, zulumatın yerine adaletin hakim olduğunu, rahmetin, nurun hayatımızı kuşattığını yakînen görebiliyor, yarınlara, hatta bir sonraki günümüze Hilâfet sancağının altında girebilmenin arzusuyla bakıyoruz. Çünkü bu vaât/söz bir beşerin vaâdi/sözü değil, vaâdinden asla dönmeyecek olan Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın vaâdidir. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِيـنَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُون
"Allah, sizlerden îmân edip sâlih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halîfe kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halîfe kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam'ı) yeryüzünde hâkim kılacağını, (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini vaâdetti. Zira onlar yalnız Bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Her kim de artık bundan sonra inkâr ederse işte onlar fâsıkların ta kendileridir". [4]
Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle müjdeliyor: "Allah (cc)'ın bulunmasını dilediği müddet, içinizde nübüvvet (peygamberlik) olacaktır. Onu kaldırmayı dilediğinde onu kaldırır. Sonra nübüvvet metodu üzere HİLÂFET olacaktır. Allah (cc)'ın dilediği kadar kalacak, dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı (zalim) yöneticiler olacaktır. Allah'ın bulunmasını dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra zorba yöneticiler olacaktır. Allah'ın bulunmasını dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet metodu üzerine HİLÂFET olacaktır." [5]
Abdullah  İmamoğlu


[1] el-Enfâl (8) , 36
[2] es-Saff (61) , 8
[3] Müslim , K. Imara ,Bab 9 H. ,  1841
[4] en-Nûr (24) , 55
[5] Ahmed b. Hanbel, Müs. Kufiyyin, 17680

10 Ocak 2014 Cuma

RAŞİDİ HİLAFET OLMAZSA OLMAZLARDAN.

(8) Fatma Ay
BU DİYANET BU DEVLETİN KURUMU OLDUĞUNA GÖRE BU DEVLETE VE DEVLETİ YÖNETENLERE ÇATMIYACAĞINA GÖRE ......(İlişmeyeceğine)
EVET ÇATIYOR VE ELEŞTİRİYORSA O ZAMAN BAKMAK LAZIM ACABA NE OLUYOR DİYE...
KONUŞULAN KONULARI ELE ALMAK LAZIM..
KONUŞULAN KONU NE???
DOLAYISI İLE YOLSUZLUK...
CEMAAT VE DEVLETİN YÖNETİÇİSİ ARASINDAKİ ÇEKİŞME NE YOLSUZLUK...

PEKİ BU GÜN MÜSLÜMANLARIN GÜNDEMİ OLMAZSA OLMAZLARDAN İLK MESELE DEVLET MESELESİ OLMASI LAZIM GELİRKEN...

NEDEN YOLSUZLUK ...???
ÇÜNKÜ HER ZAMAN Kİ GİBİ YİNE MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZİ KULLANIYORLAR

RAŞİDİ HİLAFET OLMAZSA OLMAZLARDAN.

NEDEN Mİ ???

ANLATAYIM DA DİNLE GÜZEL KARDEŞİM
BU DİNİ SENDEN BENDEN DAHA İYİ ANLAYAN UYGULAYAN VE BİZLERE ULAŞTIRAN SAHABELER O GÜN ŞU HADİSİ BİLİYORLARDI.
CENAZEYİ EN KISA ZAMANDA TOPRAĞA DEFNEDİNİZ ACI ÇEKMESİN.
BİLDİKLERİ HALDE PAZARTESİ  ÖLEN MUHAMMED MUSTAFA  RESUL SAS'İ  ÇARŞAMBA DEFNEDİYOR.
NEDEN???
ÇÜNKÜ BU ÜMMETE BİR BAŞ BİR HALİFE BİR DEVLETİN OLMASINI İDRAK EDİP HALİFE SEÇİMİNE GİDİYORLAR.

UNUTMAYALIM ŞU KAİDEYİ HİÇ BİR İDEOLOJİ BAŞKA BİR İDEOLOJİ YERİNE GEÇSİN İSTEMEZ.İSTERSE VAKASINA MUTABIK KONUŞMUŞ OLMAZ.VAKASINA MUTABIK KONUŞMA OLMAZSA O ZAMANDA O FİKİR KİŞİDE MEFHUMLAŞMAZ.

29 Aralık 2013 Pazar

AKLIMA TAKILANLAR...Ataist.Müşrik.....

BU GÜN TÜRKİYE DE YAŞAYANLARIN EZİCİ ÇOĞUNLUĞU KAVRAM KARGAŞASI YAŞAMAKTADIR.YAŞATILMAKTADIR.
ARAŞTIRAN BAKAN AZDIR.
ONUN İÇİNDE BU MİLLET PERİŞANLIK ÇEKMEKTEDİR.
Kim iyi bir iş yaparsa faydası kendisinedir ve kim kötülük yaparsa zararı kendisinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.Casiye-15
Herhangi bir toplum tutumunu değiştirmedikçe Allah onun konumunu değiştirmez.rad-11

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ADALET
BU T.C. DEVLETİNDE VEYA BEŞER SİSTEMLERDE ADALET ARAYANLARIN YA ADALET BİLGİLERİ ANLAYIŞLARI YANLIŞ VEYA AKILLARINDA BİR PÜRÜZ VAR.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

SEVGİLİ TÜM İNSANLIK AKLINIZI MUAYENE ETTİRİN İŞTE PÜRÜZ ORADA ORADAKİ ÖNBİLGİDE ÖN BİLGİ DELALETİ KATİ SUBUTU KATHİ DEĞİL ZANNİ OLDUĞUNDAN DOLAYI OLAYLARI ALGILAYIP YORUMLAMADA MARAZ ÇIKIYOR.O DA KİŞİYİ KİŞİDEKİ FITRATI ÖLDÜRÜYOR.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

BU İNSANLIĞIN DİLİNDE (T.C.DEVLETİNDEKİLERİ KAST EDİYORUM) ALLAH'A İNANMAYANA KAFİR DENİR DİYE ÖĞRETMİŞLER SÖZLÜKLERİNDE BİLE BU BÖYLE.
HALBUKİ ALLAH'A İNANMAYAN YOK ....(Müslümanlar tarafından Allah Müslüman olmayanlar tarafından yaratıcı güç)
HEM AKLİ HEM NAKLİ DELİLLERLE SABİT.
AKLİ DELİL:HERHANGİ BİR KİŞİYE SORSAN BU KAİNATI ORGANİZE EDEN BİR GÜÇ VAR MI DİYE EVET DİYECEK.(Yok derse vakasına mutabık konuşmamış olur dolayısı ile itibar edilmez.o zaman o kişiyede kendiliğinden oluşmuş bir şey göztermesini iste.)
NAKLİ DELİL:"Andolsun ki onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan, mutlaka: ‘Allah!..' derler.LOKMAN-25
Zuhruf 9-) Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette diyecekler ki: "Onları, çok üstün, çok bilen (Allah) yarattı."

Sor: "Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya o işitme gücünün ve gözlerin sahibi kim? Kim çıkarıyor ölüden diriyi ve kim çıkarıyor diriden ölüyü? Kim çekip çeviriyor iş ve oluşu?" Hemen, "Allah!" diyecekler. De ki: "Hâlâ kendinize gelmiyor musunuz?"Yunus*31
VB AYETLER.
ÖNEMLİ OLAN MÜŞRİKLİK VE MÜNAFIKLIKTIR.
O ZAMAN BAKMAK LAZIM BU T.C.NİN VATANDAŞLARI HANGİ KATOGORİYE GİRİYOR.
http://www.blogger.com/blogger.g?blogID=3396906044691833088#editor/target=post;postID=4400744439092980822;onPublishedMenu=allposts;onClosedMenu=allposts;postNum=13;src=postname

-----------------------------------------------------------------------------------------------

ACIKLAMA:ATAİSTİM DİYENLER YALAN SÖYLEMEKTEDİRLER.VEYA KENDİSİNİ İFADE EDEMEMEKTEDİRLER.
O ŞURADAN KAYNAKLANMAKTADIR.
İNSANDA Kİ DUYGULARIN İÇİNDE ÜSTÜN GELME İÇGÜDÜSÜ DUYGUSU MEVCUTTUR.İŞTE DEVREYE O GİRİYOR.
ÖRNEK,İKİ KİŞİ ALLAH'LA ALAKALI KONUŞUYOR ,MİLLETİN İLGİSİNİ ÇEKEMEYEN ŞAHISTA BU ARADA ALLAH YOK DİYOR VE BÜTÜN ŞİMŞEKLERİ ÜZERİNE ÇEKİYOR (Çünkü her insanın fıtratında Allah inancı 
mevcuttur.)  



*********************************************


Bu gün insanlar sistem tarafından Mankurtlaştırılıyorlar.
Bir kişi benimsemiş olduğu en önemli konularda vakasına mutabık konuşmuyorsa o kişiyi galaya almıyacaksın.
Aldığın an başın dertden kurtulmaz.
Bu günümüzdeki Müslümanların düştüğü hal gibi.
örnek.
Ataisdim diyenler.
http://huseyinsas.blogspot.nl/2013/12/aklima-takilanlar.html
Müslümanım diyenler.
Kişileri aldatmışlar.
https://www.youtube.com/watch?v=cF7O4M18Wrw&list=PLr342JFErS74wTAKOa6WqzcN2SMX7Hgu4&index=1
********************************
https://www.youtube.com/watch?v=K7p4gP7Qwxs&list=PLr342JFErS74wTAKOa6WqzcN2SMX7Hgu4&index=69

Halbuki yalancı şahidin yalan söylediği ispatlandıktan sonra hem ceza alır hemde şahitliği birdaha kabul edilmez.
*********************************************************************
****************************************************
İlişkilendirme anında insanın bilgileri ve vakıayı ölçmede kullandığı kaide veya kaideler nefsiyetin ve akliyetin oluşumunda yani belirli bir şahsiyetin oluşumunda en büyük etkendirler.Akliyetin oluşumunda kullanılan kaide ve kaideler, nefsiyetin oluşumunda kullanılan kaide veya kaidelerle aynı olmazsa insanda bulunan akliyet ve nefsiyet birbirinden farklı olur. Çünkü o zaman insan, eğilimlerini iç dünyasında var olan kaide veya kaidelere göre ölçer. Yönelticilerini akliyeti oluşturan mefhumların dışındaki mefhumlara bağlar. Bu durumda ise fikirleri ile eğilimleri başka başka, birbirine zıt, farklı olur. Böylece seçkin olmayan bir şahsiyete sahip olur. Çünkü kelimeleri ve cümleleri anlayışı, vakıayı idraki, eşyaya olan meylinden farklı bir şekilde meydana gelir.
Bu nedenle şahsiyetin tedavi edilebilmesi ve seçkin bir şahsiyetin oluşturulabilmesi, ancak insanın akliyeti ve nefsiyeti için aynı anda ancak tek bir kaidenin bulunması ile gerçekleşir. Yani bağlantı kurma esnasında bilgileri ve vakıayı değerlendirmede kullanılan kaidenin, yönelticilerle mefhumlar arasındaki sentezin sağlanmasında da aynen kullanılmasıyla tek kaide ve tek ölçü üzere seçkin bir şahsiyet oluşur.

http://huseyinsas.blogspot.nl/2015/11/mefhumlar-zihinde-vakas-idrak_12.html?spref=fb