30 Ekim 2013 Çarşamba

LİDERLERLE,ÖNCÜLERLE,BÜYÜKLÜK TASLAYANLARLA ZAYIF OLAN,OY VEREN VE REY VERENLERİN ÇEHENNEMDEKİ KONUŞMALARI…2

LİDERLERLE,ÖNCÜLERLE,BÜYÜKLÜK TASLAYANLARLA ZAYIF OLAN,OY VEREN VE REY VERENLERİN ÇEHENNEMDEKİ KONUŞMALARI…2

Yazdır
Düzenle
Yayınlanma: Pazartesi, 19 Mart 2012

ZUHRUF
36- Kim Rahman'ın Kur'an'ından yüz çevirirse ona, bir şeytanı arkadaş veririz ve o şeytan artık onun ayrılmaz dostudur.
37- O şeytanlar bunları doğru yoldan çıkardıkları halde bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.
38- O şeytanın dostu bize geldiği zaman arkadaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı" der. Meğer ne kötü arkadaşmış.
39- İkinizde zalim olduğunuz için bugün pişman olmanız size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü siz azapta ortaksınız.
Ayetin orjinalinde geçen "Aşiyy" kelimesi, gözün göremeyecek kadar kamaşması anlamına gelir. Bu durum genellikle parlak bir ışıkla karşı karşıya kalındığında sözkonusu olur ki, o zaman göz herhangi birşey göremez olur. Veya karanlık bir ortama girildiğinde benzeri bir kamaşma meydana gelir ki, görme yeteneği zayıflamış gözler böyle bir ortamda ortalığı seçemezler. Kuşkusuz bu durum bir hastalıktan da kaynaklanmış olabilir. Burada güdülen amaç ise, onların körlüğünü ve Rahman'ı anmaktan kaçınmalarını vurgulamaktır. Allah'ın varlığını hissetmelerini, vicdanda onun gözetiminin farkında olmalarını sağlamaktır:
"Kim Rahman'ın Kur'an'ından yüz çevirirse ona, bir şeytanı arkadaş veririz ve o şeytan artık onun ayrılmaz dostudur."
Yüce Allah'ın iradesi insanın yaratılışı ile ilgili olarak bu hususu öngörmüştür: İnsan Allah'ı anmaktan uzaklaştığı onun varlığını unuttuğu zaman şeytanın onu kontrolü altına almasını, onu istediği gibi yönlendirmesini, ona vesvese veren kötü bir arkadaş olmasını, kötülüğü süslü, çekici göstermesini gerektirmiştir. Bu ayetteki şart ve cevabı yüce Allah'ın değişmez genel iradesini ifade etmektedirler. Bu iradeye göre sebebin ortaya çıkması ile birlikte sonuçta hemen ortaya çıkar. Yüce Allah sonsuz ilmine göre bu şekilde karar vermiştir.
Şeytanlardan bu kötü arkadaşların görevi, arkadaşlarını Allah'ın yoluna girmekten alıkoymaktır. Öte yandan bu arkadaşlar kendilerini Allah'ın yolunda sanmaktadırlar:
"O şeytanlar bunları doğru yoldan çıkardıkları halde bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar."
Bir arkadaşın arkadaşa yapabileceği en büyük kötülük budur. Arkadaşın: hedefe ulaştıran biricik yoldan alıkoymasıdır, sonra da ayılmasına veya sapıklığının farkına varıp tevbe etmesine fırsat vermemesidir. Tersine, hedefe ulaştıran. doğru ve düz yolda yürüdüğünü telkin etmesi, böylece can yakıcı akıbete yuvarlatmasıdır en büyük kötülük.
Ayetteki fiillerin "Yesuddünahum" "Yahsabune" şeklinde geniş zaman kipi ile kullanılmaları, her zaman varolan, herkesin görebileceği şekilde kesintisiz olarak yapılan bir eylemi tasvir ediyor. Ama sadece, farkında olmadan bir tuzağa doğru sürüklenen sapıklar bu gerçeği görmezler.
Ve birden acı akıbetleriyle karşı karşıya kalışlarını seyrediyoruz. Ne yapacaklarını bilmeyecek durumdadırlar.
"O, şeytanın dostu bize geldiği zaman arkadaşına `Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı' der. Meğer ne kötü arkadaşmış."
Ve işte bir göz açıp kapama anı kadar kısa bir sürede bu dünyadan ahirete geçiyoruz. Hayat şeriti şaşırtıcı bir şekilde sarılıyor ve körler (Rahman'ı anmaktan kaçınan, gözleri kamaşan kafirler) beklemedikleri bir sırada ansızın yolun sonuna geliyorlar. Tam bu sırada tıpkı bir sarhoşun ayılması gibi ayılıyorlar. Kamaşıp birşey göremez duruma geldikten sonra şimdi gözlerini açıyorlar. Bu sırada aralarında biri sapıklığı kendisine süslü, çekici gösteren, doğru yolda olduğunu telkin eden kötü arkadaşına bakıyor, kendisini yokoluş yoluna doğru sürükleyen ama sonuçta kurtulacağını kulağına fısıldayan kötü arkadaşına bakıyor ve öfkeyle şunları söylüyor: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı". Keşke hiç karşılaşmasaydık. Aramızda bu kadar çok uzaklık olsaydı da buluşmasaydık!
Kur'an-ı Kerim, yokedici bir azapla karşı karşıya kalan arkadaşın öteki arkadaşa söylediği söz üzerine şu değerlendirmede bulunuyor:
"Meğer ne kötü arkadaşmış."
Sahnenin perdesi hepsinin üzerine inerken her iki arkadaş için de korkunç bir felaketin ifadesi olan şu sözler kulağımızda çınlıyor:
"İkiniz de zalim olduğunuz için bugün pişman olmanız size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü siz azapta ortaksınız."
Azabı eksiksiz olarak tadacaklar. Ortak olmaları azabın şiddetini azaltmaz. Ortaklar bu azabı aralarında bölüştürmeyecekleri için azabın etkisinin azalması sözkonusu değildir.


“Fakat (inatları yüzünden) kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını cazip gösterdi.” (En’am: 43)
“Kötü işi kendisine süslü gösterip de onu güzel gören kimse mi?” (Fatır: 8)
"Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan kimse kötü işi kendisine süslendiren ve kötü arzularına uyan kimse gibi mi olur?" (Muhammed: 14)
Halbuki Allah iman edenlere imanı süslü, küfür ve fıskı çirkin göstermiştir ve şöyle demiştir:
“Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu kalbinize zinet kılmış. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. işte doğru yolda olanlar bunlardır.” (Hucurat: 7)
Bu sapık ve saptırıcı liderlerin saptırmaları bu kadar açık iken onların ardından giden insanlar bunu niye fark edemiyorlar? işte bu sorunun cevabını da Rabbımızın şu kavli şerifinde bulmamız mümkündür:
"Kim Rahman’ın zikrini (şeriatını) göz ardı ederse, Biz ona bir şeytan musallat ederiz. şüphesiz onlar da bunları yoldan çıkarırlar. Bunlar ise doğru yolda olduklarını zannederler." (Zuhruf: 36-37)
“Rahman’ın zikri” Rahman’ın risaleti, yani islâm Dini ve şeriatıdır. Onu göz ardı etmek, hayata o açıdan bakmamaktır. Rahman’ın zikri yani şeriatı, hayata bakışın ve amellerin esası ve ölçüsü kılınmaz ise o kişi cahiliyyenin ve tağutların zulümatında kör ve rehberi de şeytan olur. şeytanın bütün saptırmalarını fark edemez de kendisinin doğru yolda olduğunu zanneder.
“Biz onlara bir takım yoldaşlar kıldık da önlerindeki ve arkalarındakini onlara süslü gösterdiler.” (Fussilet: 25)
Halbuki kişi bu şaşkınlıktan ve sapıklıktan ancak furkan, basiret, feraset sahibi olursa kurtulabilir. Bu ise ancak hayata şerî hükümler açısından bakarak kazanılabilir. Bunu da Allahu Tealâ şöyle belirtmiştir:
"Ey iman edenler! Eğer muttaki olursanız, O size furkan verir." (Enfal: 29)
Muttaki olmak, takva sahibi olmak; ancak şerî hükümlere ittiba ile elde edilir. şerî hükümlere ittiba ise, hayata şerî hükümler açısından bakmakla mümkün olur. Yani olaylar ve amellerin ölçüsü helâl-haram, sevap-günah olmadıkça, amellerin kalıbı şerî hüküm olmadıkça kişi muttaki olamaz. Muttaki olmadıkça da furkan sahibi olamaz. Yani hakkı-batılı, hayrı-şerri, iyiyi-kötüyü ayırt edemez. Pragmatik ya da makyevalist ya da materyalist bir bakışa sahip olur ki bu, onun şeytan ve avanelerinin güdüm alanına girmesi demektir.
işte bu nedenlerden dolayı bugün mü’minler liderlerinin saptırmalarını farkedemiyorlar. Doğru yolda oldukları zevalı ile batıla sapıyorlar. Bu durumdan kurtulmak için mü’minlerin, hayata bakış açılarını değiştirmeleri, şerî hükümlerin önemini anlayıp onu hayatları için bakış açısı, ölçüsü ve kalıbı kılmaları ve bunun gereği olarak da şerî hükümlerin tanzim ettiği islâmî hayatı başlatarak Raşidî Hilâfet Devleti'ni kurmaları için çalışmaları gerekir. Raşidî Hilâfet Devleti, Allah’ın nuru ile hayatı ve yeryüzünü aydınlatacak, tağuti zulümatı dağıtacaktır. Mü’minlerin, ufuklarının aydınlanması için hayatı Allah’ın nuru olan şerî hükümler ile bakmaya davet ediyor ve bakışın gereği çalışmayı bekliyoruz. Ancak bu şekilde feraset sahibi olabilirler. Bunu da Allah’ın Rasulü (SAV) şöyle bildirmiştir:
“Mü’minlerin ferasetinden kaçının. Çünkü o Allahu Tealâ’nın nuru ile bakar.” (Tirmizi)
Allah’ın nuru elbette ki vahiyle gelen risaletidir. (Saf: 61, Nisa: 174)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder